Salgın Hastalık Algı Yönetimi İle Yeni Düzenin İnşası
2019’daki Event 201 tatbikatı, sadece salgın hazırlığı değildi. Aslında, “kamu sağlığı” kılıfı altında korkuyu kullanarak bilgiyi kontrol etme, toplumu yönlendirme, dijital paralarla yeni sistem kurma, genetik değişiklikler yapma ve zenginleri daha da zenginleştirme planıydı. Gösterişli eylemlerle insanlar sahte dayanışma hissederken, başkalarının özgürlükleri ellerinden alındı. İyi niyet kötüye kullanıldı, verilerle oynandı ve gerçek tepkinin nerede başlayacağı belirsizleştirdiği için yeni ‘normal’in ardındaki gerçek amaçları anlamak gerekiyor.
Gerçeklik Mühendisliği: Anlatının İnşası ve Toplumsal Hipnoz
Event 201 tatbikatı (Ekim 2019), Johns Hopkins, WEF ve Gates Vakfı işbirliğiyle, pandemi senaryolarını ve “bilgi kontrolünü” ele aldı. Gerçek pandemi başladığında, tatbikattaki yöntemler uygulandı: PCR testleriyle vakalar abartıldı, aşıların kesin koruyucu olduğu vurgulandı (Fauci’nin açıklamaları) ve maske zorunluluğu getirildi. Toplum korkuyla yönlendirilirken, eleştirel düşünenler susturuldu. Sahte dayanışma (sosyal medya çerçeveleri) sorgulamayı engelledi.
Ekonomik Reset: Küçük İşletmelerin Tasfiyesi İle Tekelleşme ve İkiyüzlü Aktivizm
Pandemi, zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul yaptı. Büyük şirketler kârlarını artırırken, küçük işletmeler battı. Merkez Bankası’nın bastığı paralar, zenginlerin servetini şişirirken, dar gelirlinin cebindeki parayı eritti. Google, Nike, BlackRock gibi dev şirketler “eşitlik”, “sürdürülebilirlik” gibi süslü laflar ederken, aşı olmayanları işten çıkarma, ucuz iş gücü kullanma ve doğaya zarar verme gibi çelişkili hareketler yapması, büyük şirketlerin aslında insanları daha kolay kontrol etmek için “dijital para” ve “karbon kotası” gibi planlar yaptığı şüphesini doğurdu.
Tıbbi Diktatörlük: Aşı Pasaportları ve Genetik Deneyler
mRNA aşıları, tarihin en geniş çaplı insan deneyiydi. Pfizer belgeleri hamilelerde yüksek düşük riskini gizledi. CDC “güvenli” dese de, VAERS’e 2022’ye dek 1.5 milyon yan etki bildirildi; 35 bin ölüm, 100 bin kalıcı sakatlık içeriyordu. Aşı pasaportları dijital köleliğin provasıydı: Dünyanın birçok yerinde protestocuların hesapları donduruldu, Avrupa’da QR kodları hareketliliği aşıya bağladı. DSÖ’nün pandemik anlaşması zorunlu aşıların önünü açtı. Süreçte genetik pasaportlar (ID2020) ve insan-makine birleşimi (transhümanizm) tartışıldı. Moderna CEO’su mRNA’nın DNA’yı yeniden yazabileceğini söyledi.
Medya-İlaç Kompleksi: Bilginin Satılık Hale Gelmesi
İlaç şirketleri, COVID-19 salgınında reklam paralarıyla medyayı kontrol etti. Büyük anlaşmalarla (örneğin, CNN-Pfizer) aşıların olumsuz tarafları gizlendi, gazeteler şirketlerin istediğini yazması, 2009 ve 1976 domuz gribi salgınlarında da olmuştu: Abartılı korku haberleriyle aşı satışı patladı. COVID-19’da ise daha da ileri gidildi: YouTube, Facebook gibi platformlar aşı karşıtı her şeyi sildi, uzmanları susturdu. Kısacası, para ile bilgi satın alındı ve gerçekler çarpıtıldı.
Sosyal Medya: Dijital Linç ve Kabile Psikolojisi
Sosyal medya, dünya çapında nefret alanına dönüştü. Twitter ve Instagram gibi platformlar, aşı karşıtı görüşleri sansürlerken aşı üreticilerinin reklamlarını öne çıkardı. Aşı olmayanlar, sosyal kredi sistemlerine benzer uygulamalarla toplumdan dışlandı, restoranlara girmeleri yasaklandı. Ünlüler, aşılanmamış kişileri “toplum düşmanı” ilan ederek korku yaydı. Google gibi arama motorları, “aşı yaralanması” gibi aramaları filtreleyerek, insanları “iyi” ve “kötü” olarak kutuplaştıran psikolojiyi tetikledi.
Psikolojik Savaş: Korku, Suçluluk ve İtaat
Küresel elitler, Covid-19 salgınını kullanarak toplumu derinden etkiledi. Medya, “Delta varyantı çocukları öldürüyor” gibi abartılı haberlerle ebeveynlerdeki korkuyu büyük ölçüde artırdı. İngiltere’deki ölüm oranlarını olduğundan çok daha yüksek gösteren grafikler ve Kanada Başbakanı Trudeau’nun “Aşı olmayanlar hastaneleri dolduruyor” şeklindeki suçlayıcı açıklamaları gibi yanıltıcı yöntemler kullanıldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün “Aşı olmazsan büyükannen ölecek” gibi duygusal baskı içeren söylemleri, insanları otoriteye sorgusuz itaat etmeye yönlendirdi, tıpkı Stanley Milgram’ın ünlü itaat deneylerindeki gibi.
Direniş ve Gerçek Adalet Çağrısı: Küresel Diktatörlüğe Karşı Örgütlü Mücadele
COVID-19 salgını, dünyayı yönetmek isteyenlerin deneyi gibiydi. İnsanlar buna karşı çıktı. Mahkemeler, aşıların gizli bilgilerini ortaya çıkarınca, aşıların riskleri anlaşıldı ve bazı ülkeler zarar görenlere para ödedi. Bilim insanları, mRNA aşılarının genleri değiştirebildiğini ve beyin sorunlarını artırabildiğini buldu. Dünyanın her yerinde insanlar uyandı, protestolar yaptı ve internette yeni yollarla bir araya geldi. Alternatif medya, gerçekleri gösteren belgeseller yayınlaması, planları yapanları korkuttu ve planlarını ertelemek zorunda bıraktı. Şimdi ise iklim değişikliği ve dijital paralarla insanları kontrol etmeye çalışıyorlar.
Büyük Sıfırlama Performans Odaklı Aktivizm Sayesinde Meşrulaştırıldı
Küresel elitler, “Büyük Sıfırlama” adını verdikleri planlarını Covid-19 salgınıyla birlikte uygulamaya koydu. Dijital kimlik, aşı pasaportu, sosyal kredi sistemi ve dijital para gibi uygulamalarla hayatımız değişti. Dünya Ekonomik Forumu, “2030’da hiçbir şeyiniz olmayacak ama mutlu olacaksınız” diyor. Bu, bizi kontrol etme amaçlarını gösteriyor. “Dayanışma”, “bilim” gibi kavramları kullanarak özgürlüğümüzü kısıtladılar. Salgın sonrası dünya, dijital paralarla bağımlılık, sanal gerçeklikle (metaverse) aldatmaca ve yapay zekâ ile gözetim altında olacak.
“Sürdürülebilirlik” diyerek bizi dijital köleliğe itiyorlar. Yapay zekâ, iklim veya siber saldırılarla kontrol artabilir. Gerçek dayanışma, gösteriş değil, doğruyu söyleyenin yanında olmaktır. Korkmazsak, özgür irademizle kötü geleceği engelleyebiliriz. Tarih, susanları değil, direnenleri yazar. Özgürlük için mücadele etmeliyiz.
Sadi ÖZGÜL
Okuyucularımız, kaynak gösterdikleri takdirde içerikleri izin almadan kullanabilirler. Aksi takdirde kanunen fikir hırsızlığına, Allah katında da kul hakkına girerler.