Türkiye’ye Kurulan Tuzaklar (2)

AB-Türkiye İlişkilerinde Askeri Stratejik Özerklik ve Jeopolitik Gerilimler

NATO Genel Sekreterinin, Avrupa Birliği (AB) liderleri ile yaptığı gayri resmi görüşmelerinde, AB savunma ittifakının üyesi olan Türkiye ile bağlarını güçlendirme tavsiyesi; küresel elitlerin planlarının, uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirmekte olduğunu göstermektedir. Bundan sonra AB’nin, yeni stratejik özerklik çabaları, NATO’nun konumu bağlamında Türkiye’nin jeopolitik konumunu ve stratejik özerkliğini korumasın daha da önem kazanmıştır.

Bu yazıda Türkiye’nin AB ile ilişkileri, elitlerin ve AB’nin oyunları bağlamında karmaşık hale gelmesini derinlemesine inceleyeceğiz.

Stratejik Özerklik ve Jeopolitik Gerilimler

Elitlerin planları, Türkiye’nin dış politikasını zorluyor. AB’nin stratejik özerklik çabaları, NATO’nun rolünü zayıflatabilir ve Türkiye’nin NATO içindeki konumunu etkileyebilir. PESCO projeleri, AB’nin güvenlik kapasitesini artırırken, ABD-Rusya rekabeti Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de istikrarsızlığı artırıyor. Bu gelişmeler, elitlerin ülkemiz aleyhine olan planları ile paralel olarak, AB-Türkiye ilişkilerini karmaşık hale getiriyor.

Türkiye, kendi stratejik çıkarlarını korumaya çalışırken, AB ile güvenlik işbirliğini derinleştirmek zorunda kalırsa, AB’nin güvenlik yapısında daha güçlü rol kazandırabilir ancak kendi bağımsızlığını tehlikeye düşürecektir.

PESCO Projelerine Katılımın Sınırları

AB-Türkiye ilişkileri, stratejik özerklik ve jeopolitik gerilimler çerçevesinde ele alınmaktadır. PESCO projeleri, Türkiye için yeni işbirliği fırsatı olarak görünse de siyasi ve stratejik farklılıklar işbirliğini sınırlar. Karadeniz ABD-Rusya rekabeti, Doğu Akdeniz’de Türkiye-Yunanistan rekabeti bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye’nin dış politikasını zorlar. AB-Türkiye ilişkileri daha entegre ve işbirliğine dayalı güvenlik yapısına doğru evrilme potansiyeli taşır.

Ancak, elitlerin planları ile uyumlu şekilde şekillenmekte olan AB’nin güvenlik yapısını güçlendirirken, Türkiye’nin kendi stratejik çıkarlarını koruması ve jeopolitik konumunu güçlendirmesini zayıflatır.  

Ekonomik Bağımlılık ve Yardımın Koşulları

AB’nin Türkiye’ye sağladığı yardımlarının koşulları demokrasi, insan hakları ve yargı bağımsızlığı reformlarını içeriyor. Uymazsak, yardımlar kesilebilir, ekonomik kararlarımızı etkileyerek dış politikamızı zorlayabilir. AB’nin yeni güvenlik politikalarına dahil olduğumuzda her hangi bir askeri operasyonda Türkiye’den asker katılımı talep etmesi durumda, iç kamuoyunun tepkisiyle karşılaşıldığında asker göndermede çekinceli davranmak koşulların yerine getirmek olarak yorumlanabilir.

Süreçte hem yardımların kesilmesine hem de en yüksek faizle bile olsa kredi bulamamıza, hatta borçların ertelenmemesi gibi finansal krize neden olabilir. Ekonomimiz dış yardıma ve borca daha fazla bağımlı hale gelir, ekonomik istikrarı tehdit eder.

Örneğin; George Soros’un “Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordusudur” ifadesi, günümüzde AB’nin güvenlik politikalarının nasıl şekillendiğine bariz örnek olarak TSK’nın paralı asker konumuna düşme riskini getirmesi elitlerin ve AB’nin Türkiye ve bölgemize yönelik planları bağlamında dikkat çekicidir.

Bu bağlamda güçlü olmayan ekonomimiz böyle devam ettiği sürece Hristiyan kulübü olan AB’ye; TSK paralı asker olmak gibi hiç arzu etmediğimiz ve çok üzüleceğimiz kaçınılmaz sürece girebilir.
 
 Askeri ve Stratejik Bağımlılık Riski

Türkiye, AB ortak savunma politikalarına katılırsa, askeri ve stratejik bağımsızlığını riske atma tehlikesiyle karşılaşabileceği gibi kendi güvenlik çıkarlarını takip etme yeteneğini azaltır ve dış politika kararlarını elitlerin ve AB’nin çıkarlarına göre şekillendirir. Asker göndermemek, Türkiye’nin askeri kapasitesinin yeterli olmadığı şeklinde yorumlanarak TSK’nın imajını zedeler.

Ancak, Türkiye bölgesel güç olarak kendi askeri kapasitesini koruma konusunda kararlılığını sürdürüp, stratejik karar alma süreçlerinde çıkarlarımızı koruması elitlerin gizli planlarına karşı önemli savunma hattı oluşturacağı için Türkiye’nin AB ile işbirliği yaparken kendi bağımsızlığını koruması, hem milli hem de bölgesel güvenliği için kritik öneme sahiptir.

Diplomatik ve Siyasi Gerilimler Riski

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri, göç, Kıbrıs ve insan hakları gibi konularda artan diplomatik gerilim nedeniyle karmaşıktır. AB’nin ortak savunma politikalarına katılmak, askeri desteğin iç kamuoyunda şiddetle istenmeyeceği için AB operasyonlarına asker göndermemek gerilimleri artıracaktır.

AB yardımlarının kesilmesi veya azaltılması, Türkiye’de siyasi istikrarı tehdit edecek ve iç politikada dirençle karşılaşılmasına neden olma riski, uzun vadeli işbirliğini zorlaştırırken, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini daha da karmaşık hale gelirken, Türkiye’nin AB ile ilişkileri, siyasi, diplomatik ve finansal açıdan zorlu sürece giriyor.

Jeopolitik Rekabet, Bölgesel İstikrarsızlık ve Büyük Sıfırlama Planları

Karadeniz ve Doğu Akdeniz, elitlerin AB’nin rekabet sahalarıdır. Rusya, Karadeniz’de askeri varlıklarını artırırken, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynakları, Yunanistan ve Türkiye arasında rekabete yol açması, bölgesel istikrarı bozuyor ve enerji politikalarımızı zorluyor. Türkiye, Libya anlaşmasıyla Doğu Akdeniz’de stratejik konumuyla rekabette önemli aktör ve bölgede haklarını koruma konusunda kararlı.

Ancak, elitlerin ve AB’nin oyunları, bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor. Türkiye, AB’nin ortak savunma politikalarına katılırsa; dikkatli strateji izleyerek bölgesel istikrarı koruma ve enerji güvenliğini sağlama mücadelesi zayıflayabilir.

Sonuç olarak;

Küresel elitler, Büyük Sıfırlama (Great Reset) planları kapsamında uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirmektedir. AB-Türkiye ilişkileri de bu planlar bağlamda, stratejik özerklik ve jeopolitik gerilimler çerçevesinde ele alınmalıdır. AB-Türkiye ilişkileri kapsamında büyük resmin en önemli parçası olan Türkiye’nin kendi stratejik çıkarlarını koruması ve jeopolitik konumunu daha da güçlendirmesi kritik öneme sahiptir.

Sadi ÖZGÜL

Yazar

[Yazar]
Banner
Yasal Uyarı:
Okuyucularımız, kaynak gösterdikleri takdirde içerikleri izin almadan kullanabilirler. Aksi takdirde kanunen fikir hırsızlığına, Allah katında da kul hakkına girerler.