Arap Dünyasında Liderlerin İhanetleri

Arap Liderlerin İhanetlerinin Tarihsel Kökleri ve Siyasi Miras

Modern Ortadoğu’nun siyasi haritası, Birinci Dünya Savaşı sonrası şekillenirken, Şerif Hüseyin’e vaat edilen “Arap bağımsızlığı”, gerçekte İngiltere ve Fransa’nın Sykes-Picot Anlaşması ile bölgeyi çoktan paylaştığı oyunun parçasıydı. Bu ikili oyun, günümüzde hâlâ hissedilen yapay sınırların ve meşruiyet krizlerinin temelini attı. 1920’lerde İbnü’s-Suud’un İngiliz desteğiyle Hicaz’ı ele geçirmesi ve 1948’de İsrail’in kuruluşuna karşı etkisiz müdahale, bölge halklarının kendi kaderlerini tayin hakkının sistematik ihlalinin başlangıcı oldu.

Ekonomik Paradoks ve Toplumsal Eşitsizlik

Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %60’ına sahip bir coğrafyada, ekonomik refahın dağılımındaki çarpıcı dengesizlik dikkat çekicidir. Körfez ülkelerinde kişi başına gelir 40.000 doları aşarken, Yemen’de 700 doların altına düşmüştür. Bölgede en zengin %1’lik kesim toplam servetin neredeyse yarısını kontrol ederken, nüfusun önemli bölümü temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Suudi Arabistan’ın milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları imzalarken sosyal hizmetleri kısması ve Mısır’da Sisi yönetiminin lüks projeler için aldığı borçların yükünü halka yüklemesi, çelişkinin çarpıcı örnekleridir.

Dini Söylemin Siyasi Araçsallaştırılması

Bölge yönetimlerinin İslami referansları kullanma biçimleri, dini değerlerin siyasi amaçlar doğrultusunda nasıl araçsallaştırıldığını göstermektedir. Suudi Arabistan’ın “İslami değerler” söylemiyle uzun yıllar kadınlara araba kullanma yasağını sürdürürken, NEOM projesi kapsamında Las Vegas benzeri eğlence merkezleri inşa etmesi; Gazze‘deki sivil kayıplar karşısında bölge liderlerinin sessizliği; ve Mısır’da El-Ezher gibi köklü dini kurumların özerkliğinin kısıtlanması, dini söylemin tutarsız kullanımının örnekleridir.

Oxford İslami Çalışmalar Merkezi’ne göre, Arap dünyasında dini kurumların bağımsızlığı son 30 yılda %65 oranında azalmıştır.

Uluslararası İlişkilerde Bağımlılık Modeli

Arap liderlerinin dış politikası, çoğunlukla ulusal çıkarlardan ziyade rejim güvenliğini önceleyen bir yaklaşımla şekillenmektedir. Mısır’ın ABD’den aldığı askeri yardım karşılığında İsrail’le “soğuk barışı” sürdürmesi; Kaşıkçı cinayeti sonrası Bin Selman’ın Trump tarafından korunması; ve 2020’deki İbrahim Anlaşmaları kapsamında bazı Arap ülkelerinin askeri tavizler karşılığında İsrail’le normalleşmesi, bağımlılık ilişkisinin çarpıcı örnekleridir. Carnegie Endowment’a göre, Arap ülkelerinin savunma harcamaları dünya ortalamasının 2.5 katı olmasına rağmen, bu ülkelerin %80’i silah sistemlerinde dışa bağımlıdır.

Eğitim ve Kültürel Kimlik Krizi

Bölgedeki eğitim sistemleri, eleştirel düşünce yerine çoğunlukla ezberci bir pedagojiyi benimsemektedir. UNESCO verilerine göre, Arap dünyasında ortalama okuma-yazma oranı %70 civarındayken, kaliteli eğitime erişim ciddi bölgesel farklılıklar göstermektedir. Sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler ve metropollerdeki ultra modern yapıların yanı başında varlığını sürdüren yoksul mahalleler, kalkınma modelinin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır. Arap Düşünce Vakfı’na göre, bölgedeki gençlerin %63’ü fırsat bulduklarında ülkelerini terk etmeyi düşünmektedir.

İfade Özgürlüğü ve Sivil Toplumun Bastırılması

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2023 Basın Özgürlüğü Endeksi’nde çoğu Arap ülkesi son sıralarda yer almaktadır. Mısır’daki on binlerce siyasi mahkum, Suudi Arabistan’da sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen uzun hapis cezaları ve BAE’de muhaliflerin “ulusal güvenlik tehdidi” olarak yaftalanması, bölgede ifade özgürlüğüne yönelik sistematik baskının örnekleridir. Freedom House’a göre, Arap dünyasındaki ülkelerin %85’i “özgür olmayan” kategorisindedir.

Direniş ve Değişim Potansiyeli

Tüm yapısal sorunlara rağmen, bölge halklarının onur ve özgürlük mücadelesi devam etmektedir. 2019’daki Sudan ve Cezayir hareketleri, Lübnan ve Irak’taki yolsuzluk karşıtı protestolar ve Gazze’deki olaylara karşı bölge genelindeki gösteriler, toplumsal mobilizasyon potansiyelinin canlılığını göstermektedir. Dijital teknoloji, baskı rejimlerinin bilgi tekelini kırmada önemli rol oynamaktadır. Bölgede internet penetrasyonu 2010’dan 2023’e %28’den %72’ye yükselmiş, bu da alternatif bilgi kaynaklarına erişimi kolaylaştırmıştır.

Sonuç: Yeni Bir Toplumsal Sözleşme İhtiyacı

Osmanlı’nın çöküşünden bu yana geçen bir asırda, yönetişim krizleri bölgede derin bir güven bunalımı yaratmıştır. Ancak tarihsel deneyimler, değişimin mümkün olduğunu göstermektedir. Bölgenin geleceği, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine dayalı yeni bir toplumsal sözleşmenin inşasına bağlıdır. Ekonomik kaynakların adil dağılımı, hukukun üstünlüğü ve katılımcı demokrasi gibi evrensel değerlerin bölgenin kültürel dinamikleriyle uyumlu şekilde hayata geçirilmesi, gelecek nesiller için umut kaynağı olmaya devam etmektedir.

Sadi Özgül

Yazar

[Yazar]
Banner
Yasal Uyarı:
Okuyucularımız, kaynak gösterdikleri takdirde içerikleri izin almadan kullanabilirler. Aksi takdirde kanunen fikir hırsızlığına, Allah katında da kul hakkına girerler.